2 Ekim 2015 Cuma

Toplu taşıma araçlarında "tırnak içinde belirtilen" kişilere yer vermek

  Aktif olarak 4 gündür metro kullanıyorum ve toplumun normlarından korkmadan geçirdiğim 4. gün. Şimdiye kadar kimseye yer vermedim. Neden mi? Çünkü hak etmiyorlar.

1- Yaşlılar

Devletimiz, erkeklerin 65 yaşından önce emekli olamayacağını belirten yasayı geçirdi. Buna belirli bir süreden sonra sigortası başlatılan insanlar dahil olacak ama tartışacağım şey bu değil. Hükümetimiz diyor ki, gününü doldurman umurumuzda değil. Devlet sana maaş verecek ama bunun için belirli bir yaşa (65) gelmen gerek. Yani belirtilenlere göre normal bir insan 65 yaşına kadar aktif olarak çalışma hayatında kalabilir.
O yüzden insanlara yaşını sorun. 65 yaşından küçük insanlara yer vermeyin. İnsanlar istediği kadar yaşlı gözükebilir, 65 yaşından küçükse devlet de yaşlı olarak kabul etmiyor çünkü.

2- Yaşlı sınıfına girse de meslek hayatını topluma veya ben dediğimiz kişiye yararı olmayan bir işte 25 yılını tamamlayan insan

Yer vermeyin. Çünkü yer vermediğiniz için suçlu hissettirecek bir olay yok.

3- Yaşlı sınıfına giren teyzeler

Nereden geldiğini sorun. Eğer bulunduğu yer sağlık veya vatandaş ihtiyacı karşılama amaçlı bir yer değilse oturmaya ihtiyacı yoktur.
Direk 1. kişiden yaşanmış hikaye: Otururken biri omzuma dokunarak yaşlı bir bayana (ki 65 yaşını aşmamış bir bayan büyük ihtimal) yer vermemi söyledi. Sorun şu ki, teyzemiz günden geliyormuş. Tahmin edin kim kulaklığını takıp oturmaya devam etti. Spoiler, teyze değil.

Yer verilmesi gereken insanları keşfetmek için analiz edilmesi gereken durumlar

a) Kişinin ayakta durması o kişi için tehlike veya sağlık sorunu belirtir mi?

Eğer kişi hamileyse (ki 5. aya kadar uzun süre ayakta kalması normal) yer verilir.
Kişi çocukluysa çocuğa zarar gelmemesi için yer verilir.
Eğer kişi hastaneden geliyorsa yer verilir. Dikkat edilecek nokta, kişinin devlet hastanesinden gelmesi gerekmektedir. Eğer kişi özel hastaneye verecek parayı bulduysa kendine taksi tutabilir.
Eğer kişi genel olarak hastaysa, engelliyse yer verilir. Eğer kişi tekerlekli sandalye kullanıyorsa ona uygun yer açılır. Çünkü çoğu toplu taşıma aracında tekerlekli sandalyeliler için uygun alan yok.

b) Kişinin ayakta durması çevredekiler için tehlike veya sağlık sorunu belirtir mi?

Genellikle metrodan dışarı atılır. Yer verilmez.

Şimdilik aklıma gelenler bu kadar. Yaşadıkça yazacağım anılarım olacak. Dik durun, yer isteyenlere vermeyin, gözünüzün içine bakanlara nah işareti yapın. Sevgilerle.

21 Ağustos 2015 Cuma

+Bank Asya hariç de lan! -İyi Banka Asya hariç.

  Devlet denen mendebur kurumun bize getirdiği insanın yaşamını kolaylaştırmak yerine eriterek bitirme planlı sisteme bürokrasi denir. Devletimiz yanlışlıkla bu yazıyı okursa bir düşünsün, şu bürokrasi binalarını niye aynı çevreye yapmazsınız? Sanki aralarında 50 metre olsa ne değişir 10 kilometre olsa ne değişir? Beni yormanıza değer mi?

Ama asıl anlatmak istediğim bu değil.
Bunun kendi deneyimlediğim bazı kolları var.

1-SSK

GSS prim borcunu ödemek için evimden yürüyerek 1 saat uzaklıktaki SSK 'ya gittim. Tam öğle arasına denk geldim ki memurlarının daha fazla yattığını görmek istediğimden bahçesinde oturdum. Bürokrasiyle ilgili tek güzel anım güzel bahçesi olması herhalde. Neyse.
3 danışma 2 gişeye sorduktan sonra ödemem gereken yeri buldum, yaz sıcağında SSK 'da bekleyen benden önce fiş almış 80 kişiyi gözlemledim. Öğle tatili bitmesine rağmen açılmayan gişelerle 80 kişilik sıra 1 saat içinde bitti. Artık öğrenci belgesi istemiyorlarmış, zaten devlet benim öğrenci olduğumu sistemine eklemiş. Bunun için teşekkürler. Önceki borcumu SSK almadığı için gişedeki 'bayana' nereye yatıracağımı sordum. Verilen cevap bürokrasiydi: "Bank Asya hariç her bankaya yatırabilirsin." dedi. Bunu siyasi olarak irdelemek istemiyorum ama her kurumun her "cemaatin" zor durumları olur. Banka hala işlevini yerine getirebilirken "oraya yatırmak yasak" yaftası beni çok kırdı. Kahrolası bürokrasi.

Ayrıca 1 otopark girişi 1 yaya girişi ve 4 otopark asansörü olan bir kurum SSK. Tek çıkış olduğu için fazladan 100 metre yol yürüdük. Kahrolası bürokrasi.

2-Adliye

Burada bürokrasinin değil polis terörünün işlediğini gördük. Özel mi yoksa devletin mi bilmediğim "erkek" güvenlik görevlilerine rastladık. Dedektörden veya adı her neyseden geçerken anahtar ve bozuk paralarımı çıkarmadığım için ötmeye başladı. Bununla ilgili şikayet ederken polislerden biri beni aramaya başladı ve "sadece elletmek isteyenler çıkarmaz" tarzı bir imada bulundu. Aslında tam adliyedeyken gidip tacizden şikayet et orospu çocuğunu diye içimden geçirdim ama olsun. Oradan da sabıka kaydını aldık. Bilmeyenler için sıra fazla hızlı ilerleyebiliyor, dikkat edin. Arkadaş sırasını kaçırdı mal gibi beklerken. MAL. Ayrıca kürtleri de oraya almamaları gerek. Anlatmayacağım bunu.
Kanını karını şerefini sikeyim orospu evladı güvenlikçi.

3-Kaymakamlık

Ardından kimlikle ilgili bir olay için 1 saat kadar yol yürüyerek kaymakamlığa vardık. Kaymakamlıkta ben işimi hallettim ancak my daha oy veremeyen friend 18 yaşını doldurmadığından istediği belgeyi alamadı. Çok şey farkediyor çünkü doğum gününe 20 gün olması.
Benim de belgem için üst kata çıktık. Gelir bordrosu sanırsam tam belge adı, onu istemiştim. Adamın dediği daha komik: babanın emekli maaşını belirten belgeye ihtiyacım var.

Devletin SSK isimli bürokrasi kurumunun babama verdiği maaşı devlete bildirmemi istediler. Bu gerçekten günün en komik bölümüydü. Çünkü devletin kendi verdiği belgeyi devlete geri vermemi istiyorlar, zaten devlette olan belgeyi. Ama bürokrasi. Tartışmıyorum.

Bir günümü sadece boktan belgeler ayırmak güzel geldi. Gerçekten çok rahatlatıcı oluyor.
Görüşürüz.

Efkarlıyken gelen edit:
İndigo - Sevmez Ki
İndigo - Zeki Misin Sanıyorsun
"Üstelik vergi veriyorken hayat boyu
Kendi diktiğim köprüden geçtim üste para verip."
Bürokrasiyle kalın.

8 Ağustos 2015 Cumartesi

Bir fantezi olarak Alman Yahudileri 'ne "Survivor" izletmek -2

  Demin birkaç paragraf bir şey attırmıştım buraya ama sildim. Sorun değil. Saat daha erken.

Geçen gün malum bir konudan doktora gittiğimde "Bana bu sene içinde izlediğin tüm dizileri say." dedi. Sayamadım çünkü malum konu. Ben de buraya sayayım dedim.
Şimdi Seinfeld ve Curb Your Ent. (Hala doğrusunu bilmiyorum.) var. Ardından 30 Rock izledim, The Good Wife izledim, Always Sunny in Philadelphia var. 3 sezon That 70's Show izledim. Şimdi True Detective izliyorum arada eski dizilere de devam ediyorum. Bir yerlerde eksik parça var. Beni tanıyan biri varsa doldursun lütfen. Neyi unuttuğumu çözemedim.
Bu arada geçen sene bir hastalığım vardı o da geçti, anti-medikal yaşama devam ediyorum ama bu da benim sorunum.

Şu şarkıyı dinliyordum geçen gün. Geçen gün dediğim ardımızda bıraktığımız dünden bahsediyorum, 31 dakika öncesi şuanda. Ben her zaman hissettiğim için zamanın önemi yok. Arkadaşıma attım, "çok eski kulak tırmalıyor." dedi. Bence öyle değil dedim. O kadar. Soğuk bir kış akşamında dinlesem titreyerek ağlardım. Şimdi de yaparım aslında da, uzun iş buzlukta yer edinmek.

Aslında hayatım komedi çevresinde şekilleniyor ancak ben nedense şu depresiflikten kurtulamadım. Bulayım da bir sevgili kurtulayım!
Olay böyle değil aslında ama toplum yargıları. Ya napacaydın?

25 Mayıs 2015 Pazartesi

Sana yuh bile denmez.

Ne Denir? 

Yettiyse yetti artık, son olsun yaptıkların
Yuh! Denilmezse sana başka ne denir söyle?
Son sözümü diyorum, açılsın kulakların
Yuh! Denilmezse sana başka ne denir söyle?

Hâlbuki beraberce yürüdük bunca yolu
Bizi hiç durdurmadı ne fırtına ne dolu
Yüreklere sakladık yendeki kırık kolu
Yuh! Denilmezse sana başka ne denir söyle?

Omuz verdik omuza bunca yükü kaldırdık
Üstümüze gelene hep birlikte saldırdık
Kaderin torbasına kaderleri daldırdık
Yuh! Denilmezse sana başka ne denir söyle?

Ağır gelmedi bir an çekilen kutsal çile
En zor durumda bile isyan düşmedi dile
Kaç gece aç yatışı dost düşman nerden bile?
Yuh! Denilmezse sana başka ne denir söyle?

Kıyamadım hiç sana, hele hele uyurken
Sevgimiz nefret yenip bir çığ gibi büyürken
Her yeni gün aşk ile güneş batıp doğarken
Yuh! Denilmezse sana başka ne denir söyle?

Böldüğümüz tüm ekmek, paylaşılan maziyi
Daima sıcak tuttu, alnımdaki yazıyı
İlk gönlüme saldırıp orda yaptın kazıyı
Yuh! Denilmezse sana başka ne denir söyle?

Artık mecal kalmadı, tükendi bir bir umut
Denemekle olmuyor. E, kolaysa sen unut
Mezarıma gelince üç ihlas ile kunut
Yuh! Denilmezse sana başka ne denir söyle?

14.06.2012
Necati ŞİMŞEK
Ankara

23 Mayıs 2015 Cumartesi

Ne yazdığımı da unutmaya başladım.

  Hayatımda ilk defa hislerimi yazma gereği duyuyorum. Okuduğum her cümle beni bunu yazmaya itiyor sanırsam. Okuduğum iki yüzlülük, kendini bilememe, gerçekleri her zaman saklama. Bin bir türlü iğrençliği görmekten gına gelmedi aslında. Olsaydı, eşi tarafından aldatıldığını öğrenmenin muallakta kalmaktan daha az acı vereceğini düşünen bir koca moduna bürünmezdim. Çok ilginçtir. Hayatımda hiç günlük tutmadım, kimse sınırlarımı aşmak istemediği için gerçek hislerimi kimseyle paylaşmadım. Kimseyle hisleri için alay etmedim, kimseye yalan söylemedim. Hep dürüsttüm çünkü insanların beni tanıyınca şaşırmalarını istedim.

  Gerçek aşkın hep beni bulmasını istedim çünkü yıllardır bana verilen en büyük öğüt buydu, bunun dışında da gerçek bir öğüt almamıştım çünkü insanların diğer insanlara aşık olabilmesi, en azından bu kadar fazla olarak. Hala komik geliyor. Hayranlık belki, hoşlanmak evet? Gerisi hiç gelmedi. En iyisinde bile.

Aşkı en iyi şu iki örnekle açıklayabilirim sanırsam:

  Bana çok da yakın olmayan bir filozof dostum insanın aşkı önce kendinde bulabilmesi olduğunu söyledi. Hala da kavrayamadığım zamanlar oluyor ama anlam olarak bugün şunu çıkardım. Karşıdakinin size verebildiği sizin ona aşkınızın ölçüsü oluyor. Benliğini bulmak denebilir buna tam olarak çünkü size bir şeyler verebiliyorsa benliğinize ulaşmış demektir.

  Bir de favori filmlerimden olan "A few good man" var. Jack Nicholsun çok doğru söylemiş o sözü. Kimse istemiyor gerçekten de. Bunun komik, güçlü bir söz olduğunu düşünürdüm, herkese anlatmaya çalışırdım, taklit ederken gülerdim her seferinde (artık içimden gülmek gelmese bile) ama artık ne kadar aciz olduğumu görmemi sağlıyor. Kimse kaldıramaz. İstenmeyen şeylerin bize önceden açıklanması gerekir Kendimi "eğer benden hoşlanmıyorsan söyle" diyen, ilişkinin son evresinde olan aptal bir aşık olarak hissetim. Hala önceden öğrenmek daha iyidir diyebiliyorum.

  Bizden istene sanırsam ilişkinin kurallarına bağlı kalarak yalanların arkasına sığınmamız. Orada bir yuva kurduğunuz anda her şey güzelleşiyor cennetinizde.  Bunu da çok güzel ve tam şimdi aklıma gelen bir benzetmeyle açıklayabilirim sanırsam. Gerçekte olması gereken kış gününde ısınan bilgisayara sarılıp uyumak iken, yaz sıcağında altında soğutucu koyup doğru düzgün çalışmasını beklemek gibi. Vallahi cuk diye oturdu yerine. Efsaneyim gene.

  Dediğim gibi hep aldatılan koca olmaktan gına geliyor. Ama aşk, her gece sizi aldatan kadının eve dönmesini aynı heyecan, aynı burukluk ve aynı hüzünle beklemek. Ne kadar yorucu olduğununsa herkes farkında ama vazgeçmek için size

Çok bölük pörçük yazdım çünkü aklımı toparlamam için yıllara ihtiyacım var ama elimden gelenin en iyisini yapmak günü kurtarmak için yeterli gelmiştir her zaman. Hiç eşimde olmadı ama koca ve baba metaforunu hep sevmişimdir. Çocuklarıma da sonuna dek sahip çıkarım.

22 Nisan 2015 Çarşamba

Devgenç yumruğuyla beyinlerimiz patlayor

ben bir devgenç yumruğuyum
gülhane parkında
ben bir devgenç yumruğuyum
gülhane parkında
ne sen bunun farkındasın
ne doğu perinçek farkında

17 Nisan 2015 Cuma

Biz yurdun öz sahibi, efendisi, cahil bırakılan köylüyüz.

Bir gün bir hocayla eğitimle ilgili konuşuyorduk. Hoca "40 yıllık sosyal demokratım ama bugüne kadar yaptığım en büyük hata oğullarımı cemaat dersanesine göndermemekti." dedi. Bu yazıyı cemaat dersanesinden geldikten sonra yazıyorum.

Dün bir belgesel izledim. Bir saatimi alsa da hakkını veren bir belgeseldi. Köy Enstitüleri 'nin tarihini anlatıyordu. En dikkatimi çeken şey ise bir milli şef anısıydı.
Savaş döneminde milli şef enstitüyü ziyaret ederken ona özel yemek çıkarmışlar. Bunu duyan öğrenciler de coşmuş tabii. Cumartesi günkü açık tartışma da (evet, yiyecek ekmekleri yok ama neden olmadıklarını tartışabilcekleri, şikayetlerini dile getirebilcekleri bir ortamları var) bu durumu şikayet etmişler. Müdür açıklama yapmış, "O adam şeker hastası, sizin de hasta olan, revirde yatan arkadaşlarınıza her gün pirzola, özel yemek çıkarmıyor muyum?" diye. Dikkat çekmek istediğim nokta bu pis CHP zihniyetidir işte. Bir çocuk geliyor, cumhurbaşkanına neden özel yemek çıktı diyerek şikayet ediyor. Olacak şey mi yahu? Pis komüzüzüm yuvaları işte.

Her ne kadar hayatımı şehir caddelerinde geçiren biri olsam da 17 Nisan hakkında bir şeyler söylemek istedim işte. Söylemek istediklerim bir siteme kaçacak hatta. Belki hiçbir zaman 1950 köylüsünün mantalitesini anlayamam ama her zaman Köy Enstitüleri 'ni açan beyinlerin destekçisiyimdir. Kafa yapım sosyal demokrat.

37 'den 54 'e gelen süreçte neler yaşadığımızı belirtmek isterim önce.
1- Kuruluş
2- "Bunlar gomunist işi" tarzı uygulamaların hor görülmemesi
3- CHP 'nin sağ kanadının partinin içine etmesi
4- Amerika 'nın "bunlar gomunist işi" diyerek CHP 'ye baskı uygulaması ve CHP 'nin geri adımları
5- DP 'nin kazanması
6- Eğitim yuvalarının içine edilmesi
7- Kapanış

Burada sitemim kime derseniz, şefin korkularından ötürü attığı geri adımlar
Burada sitemem sağ kanattaki hainler ve muhafazakarlık diyerek ülkenin çağdaşlaşmasını önleyenlere
Burada sitemim bugünkü cahil köylü-şişman toprak ağası sisteminin devam etmesini sağlayan DP ve ardılı olarak AKP 'ye oy veren, cahil olmayan ama cahil bırakılan köylüye.
İnsan diyecek söz bulamıyor bazen. Bugün hala içimde bir burukluk. O dönemin şartlarında yapılmış en büyük adım, demokrasinin, kültürün, geleceğin taşlarla dizildiği bir şaheseri kapatanlar utanmalı. Bazen insan keşke ben de orada olsaydım da tepkimi gösterseydim diyor insan. Şimdi sokağa çıksan gazdan başka bir şey cevaplamıyor seni. Üzücü.

Belgeselden sonra youtube 'un yeni uygulamalarından olan otomatik geçişle zorla Yaşar Nuri videosu izlemiş bulundum. O da Ameriga yaptı, ajanlar vardı diyor.

12 Nisan 2015 Pazar

My baby shot me down

  Geçen hafta  hallettiğim ancak boş zaman bulduğum halde aklıma gelmediği  veyahut hasta olduğum için yazamadığım bir yazıdır bu. Geç kalınmışlığın ta kendisi. Oturup dinleyin.

Nereden aklıma geldi diye sorarsak, Nancy Sinatra - Summner Wine dinlerken aklıma geldi. Kadın dedi; strawberries, cherries and an angels kissing springs, ben orda durdum. Dedim ki benim geçen hafta yazmam gereken blog vardı. Nerede o?

Özür dileyerek yazıyorum ki bu da diğerleri gibi hiçbir şey hakkında. Ama bunun da farklı bir hikayesi var diğerleri gibi.

Geçen gün Seinfeld 5. sezondan 1-2 bölüme göz atarken "hiçbir şey hakkında dizi" metoduna denk geldim. Dedim ki, ben hayatımda ne oluyor? Hiçbir şey. O zaman ben ne hakkında yazmalıyım? Hiçbir şey. Buraya hayatımdan dedikodu ve diyaloglar atmak isterdim ama, ne burası bir sitcom pazarı, ne benim diyalog geliştirebilceğim bir dostum var. Yalnız olmak biraz koyuyor.

Bu kadar.

8 Nisan 2015 Çarşamba

Bir fantezi olarak Alman Yahudileri 'ne "Survivor" izletmek -1

  Geçtiğimiz günlerde bornozum yıkandığı için havlu kullanmak zorunda kaldım. Ben 18 yaşında genç bir erkeğim, hayatım boyunca deniz dışında havluyu herhangi bir amaç için kullanmamış insanken, insanlar neden havluyu tercih eder merak ediyorum. Çok kullanışsız. Neden mi?

1- İki parça (baş, bel) havludan oluşması.
2- Elinde sigarayla veya puroyla oturup röpteşambır giyermiş gibi davranmak.

Şimdi bu zevklerden mahrum kalan adama -pardon adam dedim- adam denir mi? Artı bütün malı ortaya serip rahat rahat takılmak varken sıkış tepiş yaşamayı tercih eden insanlar, hangi kafada?

4 Nisan 2015 Cumartesi

Örnek bir Amerikan ailesi: Bloodline ve Rayburn 'ler

Demin itibariyle dizinin yayınlanan ilk sezonunu bitirmiş oldum. O kadar heyecan yaşamasam da, dram da olsa, bir saatlik de olsa kendini izlettirdi. Aslında Amerikan dram dizilerini sevmem ama Kyle Chandler (Friday Night Lights 'ı da izledim) oynadığı için takıldım. 

Aslında güzel bir dizi ama "John" olayı yakışmamış. Ben John ve Danny dışında herkesin oyunculuğunu beğendim. Ama Chandler özellikle yapmacık kalmış. Özellikle eski dizisinden kalma "god damn it" cümlesi hiç yakışmamış her zamanki gibi.

Ayrıca dizide gereğinden fazla fuck, fucked, fucked up ve FAAAAAAAK geçiyordu, bu ayrıca eleştirilebilcek bir konu. Netflix 'e teşekkürler. Her fuck deyişinde Curb Your Ent. 'de Julia Louis 'in "artık fuck demek istiyorum sadece fuck" dediğini hatırladım. Allah rahmet eylesin her diziye.

Buradan sonrası spoiler içerir.

Danny 'nin hikayesi gerçekten iyi aksettirilmiş, yanan restaurantla beraber bir de finalde çocuğunun çıkmasıyla senaryo bayağı şekillenecektir. Pasif agresif tavrı ise çok dikkat çekici çünkü çocukluğunda yaşadığı sorunların onu böyle biri yaptığı belli edilmiş. Karakterde kendini vasıfsız gören bir adam gördük sadece. Bir tip değildi ancak idare ettim ben. Oyunculuk pek yoktu hatta bazı yerlerde amatörlüğün ötesine bile kaçtı ancak bir süreden sonra dizinin akışına bırakıyorsun.

Linda Cardellini oyunculuğu Freaks and Geeks 'ten beri aynı. Değişmedi, değişmez. Herhalde iyi oynuyor ben çözemedim ama el kol hareketleri fazla rahatsız edici, sanırım yönetmen o hareketleri rahat buluyor ve normal insanların da yaptığını düşünüyor ama yok. Çok ayıp bence.

Wayne rolündeki adını hatırlamayıp üşendiğim, 24 'ten herkesin Aaron Pierce olarak tanıdığı gizli servis ajanı var. 5 yıl önce adam böyle tıfıl bir şeydi şimdi uçmuş durumda ve ben seviyorum bu adamı. Dizide kaç sene "patriot" rolüne büründü ve şuan halini görüyoruz.

Aile babası rolünde olan adamın ise pasif-agresif ve acılı ruhu ;oyunculuğuna ve diyaloglarına yansımamış. Sadece hiçbir şeyi takmayıp ölmeyi bekleyen bir adam gördüm. Aile annesi ise tam tersine acılarını çok çabuk dışa vuran saf bir kadın. Bu ikiliyi koyarken bu düşünülmemiş sanırsam. Bir "büyük aile" çifti yaratırken düşünmek gerek biraz.

Söylenecek bazı şeyler var:
1- Bize bakarsak, Türkiye bu diziyi çok iyi kullanmalı. Türkiye 'ye yedirebilceğin harika bir dram var, Shameless 'ı uyarlayacağına (ki foss) buna bak biraz. Bizim hayatımız yasak aşklarla değil aile sorunlarıyla dolu, neymiş Aşk-ı Memnu?
2- Onlara bakarsak, cast acilen büyütülmeli. Çok dar bir kadro ve uzun süreksiz diyaloglar var. Diziyi bir saat sürmesi için uzatıyor uzatıyor, kahırdan öldürüyor.
3- Şu Kyle Chandler artık "god damn it" demesin.

Dipnot: https://www.youtube.com/watch?v=4GHtbDKPCe0 Şu linki koymadan gidemem. Çok güzel bir dram müziği. Nedense dram dizilerinin soundtrackleri bu aralar çok hoşuma gidiyor. Neden bilmiyorum aslında sevmem ama bende bile bazen duygular uyanabiliyor. Dizileri izlerken hırr diyerek ses çıkarıyorum
https://www.youtube.com/watch?v=9buIAYnpUNM Şu da bonus olarak dursun.

Yeni sezon 2016 'da gelecekmiş. Bence tutar, zaten onay almış ama. Kült bir dizi olur büyük ihtimal. Neden mi? Ben Kyle Chandler sayesinde amerikan futbolunu sevdim, gerisi teferruat değil de ne?

28 Mart 2015 Cumartesi

Bu saatler nasıl saatler?

şu saatlerde
bu saatler geri alındı
sorun şu ki
ne zaman ileri aldık
hatırlamıyorum
bu bir saat mi diye
sorguladım az önce
bir saat sürdü sorgulamam
madem bu kadar zaman kaybı
bir daha da sorgulamam

ayrıca ben bu saatlerde
en çok yalnız kalmayı severim
aynı diğer saatlerde
ve diğer günlerin diğer saatlerinde
olduğu gibi
aslında o kadar yalnız değilim
öyle hissediyorum
veya bunu hissettiren bir zaman kavramı var
ancak açıklayamam

dakikalar aslında özgürlüğüme
bir blok
anlamıyorum aslında kavramları
şuan önümde iki adet sıfır
kim kimi geçiyor onu da görmüyorum

aslında bu saatleri
bir zamanlar saatçiye götürmek için
ödünç almıştım
bu saatler
ne saatçiye gitti ne eski sahibine
bense şuan dijital saat kullanıyorum
kurmalı galiba sabahları iyi oluyor

bir arkadaşım ise bu saatlerde uyuyor
bense arkadaşım olduğu için
şaşkınım
bu saatlerde
halbuki kendimi yalnız sanırdım
sonra fark ettim ki
akrep bile yalnız değilken
ben nasıl yalnız kalayım
olsun hala hissiyatım böyle

akrepten bahsetmişken
dijital saatmiş benimki
onu da unutmuşum
elimde değil

26 Mart 2015 Perşembe

Seinfeld bitti, Curb Your Enthusiasm yaşıyor.

  Ben daha yeni başladım Larry David serüvenine. Dizileri bitsin filmlere de döneceğim. Daha kaç sezonluk SNL var, bir ömür yetmiyormuş bilinenlere göre. Ama nedense ben geçen seneye kadar Seinfeld yapımını bilmiyordum. Hikayesi çok komik aslında.

Woody Allen elinden Whatever Works 'ü izleyip Larry David 'i tanıdım. Larry David 'in dizisi olduğunu duyunca Curb Your Enthusiasm 'e başladım. Sonra 1. sezonda Julia Louis 'i keşfettim. Bir yerden tanıdık geliyor diyip araştırdım ve karşıma Jason Alexander çıktı. Sonunda oradan Jerry Seinfeld 'e geçip diziyi keşfettim. İngilizcem yetmediği için altyazılı da olsa izliyorum ve çok umut dolu diziler. Gerçekten o kadar parayı kaldırmanın hakkını vermiş bu insanlar. Türkiye 'de dizi ve film sektörüne bakıldığında şimdilerde mumla aranan insanlar. Doksanlarda, teknolojinin gelişmeyişi ile dalga geçen insanlar, şimdiki zamanda 20 dakikada neler verebilirdi bize merak ediyorum. Keşke özel sezon olarak geri dönseler.
Seinfeld 'in 2 dakikalık kahve dükkanı programıysa beni nedense güldürmedi. Sanırsam tipten de kaybediyor artık.

Yeni bir soluk olarak ise, başrolde Kyle Chandler 'ın oynadığı Bloodline var. Ben sindirmek istediğimden sadece ilk bölümünü izleyip bıraktım. Çok güzel bir dizi olacağına eminim. Friday Night Lights 'tan beri böyle bir proje bekliyordum bu adamdan. Marta nasipmiş, zamanınız varsa açıp izleyin. Dram nasıl olur, Türkiye 'nin ağlak drama meraklısı insanları görsün.

Bu ülkenin başına ne geldiyse kazlardan geldi, biz de tavuğu esirgemedik.

  Siyasi tespitleriyle hayatımıza güneş getiren Tuğçe Kazaz, gene bir tartışma başlattı.

“Bu ülke Kemal’lerden ne çok çekti. Biri gitti bir geldi. Hepside dış bağlantılı. Şimdi de, Kemal Kılıçdaroğlu. Allah bu millete sabır versin.”

Siyasetin çizgisinin twitterdan belli olduğu bir dönem için muhteşem bir tweet daha. Gerçekten sabır versin. Bu ülke ne çekti gerçekten bilmiyorum. Doğrusu önce Kazaz 'ın ne çektiğini öğrenmek gerek. Gene de olsun, ben seviyorum bu kadını. Kendime benzetiyorum hala. Ben de yıllardır çok şey denedim ve hiçbirinde başarılı olamadım. O yüzden yadırgamıyorum. Tek sorun henüz Atatürk 'ü paralele bağlayamadı.
Bu ülke "Kemal" 'den ne çekti bilmiyorum. Konjonktür kelimesini kullanmayı hiç sevmesem de, "konjonktür" var kardeşim.
Ayrıca bonus olarak Derviş tekrar aktif siyasete dönecekmiş. Ben şahsen o kadar başarısız bulmuyorum.

Yeraltı notları:
Gökçek v Barınç karşılaşmasında hala kararsızım. Çünkü Barınç yolsuzluğu itiraf etti. Gökçek ise bununla ilgili cevap veremedi, bunu da Davutoğlu 'nun açıklamasına bağladı.
Şöyle bir göz atarsak:

Gökçek ve Erdoğan > 20 yıllık (en az) arkadaş.
Bu adamlar 20 yıldır siyasetin içinde.
Barınç da bu kadar olmuştur desek.
1-Barınç doğru söylüyor.
Gökçek Ankara 'yı parsel parsel sattı dedi
2-Gökçek sattıysa Erdoğan 'ın izni altında satar.
3-Büyükşehir belediye başkanı şehri sattıysa, başbakan (şuan cumhurbaşkanı) neyi ne kadar satmıştır? Tartışınız.

Ayrıca sonuçları da çok vahim olabilir. Seçimden sonra Barınç 'ın vekilliği düşünce direk davaların geleceğini düşünüyorum. Bunun sonucunda 10 'larca kişinin başı yanacaktır. Asıl olay şu ki, 7 hazirandan önce bu olay ve hatta üstüne gelirse çıkabilecek belgeler, AKP tabanını nasıl etkiler? Sonuçta 4 bakanın yolsuzluk iddiası hiçbir şeyi değiştirmedi. Gözümüz ufukta bekleyeceğiz.