Aktif olarak 4 gündür metro kullanıyorum ve toplumun normlarından korkmadan geçirdiğim 4. gün. Şimdiye kadar kimseye yer vermedim. Neden mi? Çünkü hak etmiyorlar.
1- Yaşlılar
Devletimiz, erkeklerin 65 yaşından önce emekli olamayacağını belirten yasayı geçirdi. Buna belirli bir süreden sonra sigortası başlatılan insanlar dahil olacak ama tartışacağım şey bu değil. Hükümetimiz diyor ki, gününü doldurman umurumuzda değil. Devlet sana maaş verecek ama bunun için belirli bir yaşa (65) gelmen gerek. Yani belirtilenlere göre normal bir insan 65 yaşına kadar aktif olarak çalışma hayatında kalabilir.
O yüzden insanlara yaşını sorun. 65 yaşından küçük insanlara yer vermeyin. İnsanlar istediği kadar yaşlı gözükebilir, 65 yaşından küçükse devlet de yaşlı olarak kabul etmiyor çünkü.
2- Yaşlı sınıfına girse de meslek hayatını topluma veya ben dediğimiz kişiye yararı olmayan bir işte 25 yılını tamamlayan insan
Yer vermeyin. Çünkü yer vermediğiniz için suçlu hissettirecek bir olay yok.
3- Yaşlı sınıfına giren teyzeler
Nereden geldiğini sorun. Eğer bulunduğu yer sağlık veya vatandaş ihtiyacı karşılama amaçlı bir yer değilse oturmaya ihtiyacı yoktur.
Direk 1. kişiden yaşanmış hikaye: Otururken biri omzuma dokunarak yaşlı bir bayana (ki 65 yaşını aşmamış bir bayan büyük ihtimal) yer vermemi söyledi. Sorun şu ki, teyzemiz günden geliyormuş. Tahmin edin kim kulaklığını takıp oturmaya devam etti. Spoiler, teyze değil.
Yer verilmesi gereken insanları keşfetmek için analiz edilmesi gereken durumlar
a) Kişinin ayakta durması o kişi için tehlike veya sağlık sorunu belirtir mi?
Eğer kişi hamileyse (ki 5. aya kadar uzun süre ayakta kalması normal) yer verilir.
Kişi çocukluysa çocuğa zarar gelmemesi için yer verilir.
Eğer kişi hastaneden geliyorsa yer verilir. Dikkat edilecek nokta, kişinin devlet hastanesinden gelmesi gerekmektedir. Eğer kişi özel hastaneye verecek parayı bulduysa kendine taksi tutabilir.
Eğer kişi genel olarak hastaysa, engelliyse yer verilir. Eğer kişi tekerlekli sandalye kullanıyorsa ona uygun yer açılır. Çünkü çoğu toplu taşıma aracında tekerlekli sandalyeliler için uygun alan yok.
b) Kişinin ayakta durması çevredekiler için tehlike veya sağlık sorunu belirtir mi?
Genellikle metrodan dışarı atılır. Yer verilmez.
Şimdilik aklıma gelenler bu kadar. Yaşadıkça yazacağım anılarım olacak. Dik durun, yer isteyenlere vermeyin, gözünüzün içine bakanlara nah işareti yapın. Sevgilerle.
Mia Wallace 'a ayak masajı yapan adam
Sabah 8 akşam 5 çalışıp tanrı olmak isteyenlerin mekanı. Köylülerin vazgeçilmez adresi.
2 Ekim 2015 Cuma
21 Ağustos 2015 Cuma
+Bank Asya hariç de lan! -İyi Banka Asya hariç.
Devlet denen mendebur kurumun bize getirdiği insanın yaşamını kolaylaştırmak yerine eriterek bitirme planlı sisteme bürokrasi denir. Devletimiz yanlışlıkla bu yazıyı okursa bir düşünsün, şu bürokrasi binalarını niye aynı çevreye yapmazsınız? Sanki aralarında 50 metre olsa ne değişir 10 kilometre olsa ne değişir? Beni yormanıza değer mi?
Ama asıl anlatmak istediğim bu değil.
Bunun kendi deneyimlediğim bazı kolları var.
1-SSK
GSS prim borcunu ödemek için evimden yürüyerek 1 saat uzaklıktaki SSK 'ya gittim. Tam öğle arasına denk geldim ki memurlarının daha fazla yattığını görmek istediğimden bahçesinde oturdum. Bürokrasiyle ilgili tek güzel anım güzel bahçesi olması herhalde. Neyse.
3 danışma 2 gişeye sorduktan sonra ödemem gereken yeri buldum, yaz sıcağında SSK 'da bekleyen benden önce fiş almış 80 kişiyi gözlemledim. Öğle tatili bitmesine rağmen açılmayan gişelerle 80 kişilik sıra 1 saat içinde bitti. Artık öğrenci belgesi istemiyorlarmış, zaten devlet benim öğrenci olduğumu sistemine eklemiş. Bunun için teşekkürler. Önceki borcumu SSK almadığı için gişedeki 'bayana' nereye yatıracağımı sordum. Verilen cevap bürokrasiydi: "Bank Asya hariç her bankaya yatırabilirsin." dedi. Bunu siyasi olarak irdelemek istemiyorum ama her kurumun her "cemaatin" zor durumları olur. Banka hala işlevini yerine getirebilirken "oraya yatırmak yasak" yaftası beni çok kırdı. Kahrolası bürokrasi.
Ayrıca 1 otopark girişi 1 yaya girişi ve 4 otopark asansörü olan bir kurum SSK. Tek çıkış olduğu için fazladan 100 metre yol yürüdük. Kahrolası bürokrasi.
2-Adliye
Burada bürokrasinin değil polis terörünün işlediğini gördük. Özel mi yoksa devletin mi bilmediğim "erkek" güvenlik görevlilerine rastladık. Dedektörden veya adı her neyseden geçerken anahtar ve bozuk paralarımı çıkarmadığım için ötmeye başladı. Bununla ilgili şikayet ederken polislerden biri beni aramaya başladı ve "sadece elletmek isteyenler çıkarmaz" tarzı bir imada bulundu. Aslında tam adliyedeyken gidip tacizden şikayet et orospu çocuğunu diye içimden geçirdim ama olsun. Oradan da sabıka kaydını aldık. Bilmeyenler için sıra fazla hızlı ilerleyebiliyor, dikkat edin. Arkadaş sırasını kaçırdı mal gibi beklerken. MAL. Ayrıca kürtleri de oraya almamaları gerek. Anlatmayacağım bunu.
Kanını karını şerefini sikeyim orospu evladı güvenlikçi.
3-Kaymakamlık
Ardından kimlikle ilgili bir olay için 1 saat kadar yol yürüyerek kaymakamlığa vardık. Kaymakamlıkta ben işimi hallettim ancak my daha oy veremeyen friend 18 yaşını doldurmadığından istediği belgeyi alamadı. Çok şey farkediyor çünkü doğum gününe 20 gün olması.
Benim de belgem için üst kata çıktık. Gelir bordrosu sanırsam tam belge adı, onu istemiştim. Adamın dediği daha komik: babanın emekli maaşını belirten belgeye ihtiyacım var.
Devletin SSK isimli bürokrasi kurumunun babama verdiği maaşı devlete bildirmemi istediler. Bu gerçekten günün en komik bölümüydü. Çünkü devletin kendi verdiği belgeyi devlete geri vermemi istiyorlar, zaten devlette olan belgeyi. Ama bürokrasi. Tartışmıyorum.
Bir günümü sadece boktan belgeler ayırmak güzel geldi. Gerçekten çok rahatlatıcı oluyor.
Görüşürüz.
Efkarlıyken gelen edit:
İndigo - Sevmez Ki
İndigo - Zeki Misin Sanıyorsun
"Üstelik vergi veriyorken hayat boyu
Kendi diktiğim köprüden geçtim üste para verip."
Bürokrasiyle kalın.
Ama asıl anlatmak istediğim bu değil.
Bunun kendi deneyimlediğim bazı kolları var.
1-SSK
GSS prim borcunu ödemek için evimden yürüyerek 1 saat uzaklıktaki SSK 'ya gittim. Tam öğle arasına denk geldim ki memurlarının daha fazla yattığını görmek istediğimden bahçesinde oturdum. Bürokrasiyle ilgili tek güzel anım güzel bahçesi olması herhalde. Neyse.
3 danışma 2 gişeye sorduktan sonra ödemem gereken yeri buldum, yaz sıcağında SSK 'da bekleyen benden önce fiş almış 80 kişiyi gözlemledim. Öğle tatili bitmesine rağmen açılmayan gişelerle 80 kişilik sıra 1 saat içinde bitti. Artık öğrenci belgesi istemiyorlarmış, zaten devlet benim öğrenci olduğumu sistemine eklemiş. Bunun için teşekkürler. Önceki borcumu SSK almadığı için gişedeki 'bayana' nereye yatıracağımı sordum. Verilen cevap bürokrasiydi: "Bank Asya hariç her bankaya yatırabilirsin." dedi. Bunu siyasi olarak irdelemek istemiyorum ama her kurumun her "cemaatin" zor durumları olur. Banka hala işlevini yerine getirebilirken "oraya yatırmak yasak" yaftası beni çok kırdı. Kahrolası bürokrasi.
Ayrıca 1 otopark girişi 1 yaya girişi ve 4 otopark asansörü olan bir kurum SSK. Tek çıkış olduğu için fazladan 100 metre yol yürüdük. Kahrolası bürokrasi.
2-Adliye
Burada bürokrasinin değil polis terörünün işlediğini gördük. Özel mi yoksa devletin mi bilmediğim "erkek" güvenlik görevlilerine rastladık. Dedektörden veya adı her neyseden geçerken anahtar ve bozuk paralarımı çıkarmadığım için ötmeye başladı. Bununla ilgili şikayet ederken polislerden biri beni aramaya başladı ve "sadece elletmek isteyenler çıkarmaz" tarzı bir imada bulundu. Aslında tam adliyedeyken gidip tacizden şikayet et orospu çocuğunu diye içimden geçirdim ama olsun. Oradan da sabıka kaydını aldık. Bilmeyenler için sıra fazla hızlı ilerleyebiliyor, dikkat edin. Arkadaş sırasını kaçırdı mal gibi beklerken. MAL. Ayrıca kürtleri de oraya almamaları gerek. Anlatmayacağım bunu.
Kanını karını şerefini sikeyim orospu evladı güvenlikçi.
3-Kaymakamlık
Ardından kimlikle ilgili bir olay için 1 saat kadar yol yürüyerek kaymakamlığa vardık. Kaymakamlıkta ben işimi hallettim ancak my daha oy veremeyen friend 18 yaşını doldurmadığından istediği belgeyi alamadı. Çok şey farkediyor çünkü doğum gününe 20 gün olması.
Benim de belgem için üst kata çıktık. Gelir bordrosu sanırsam tam belge adı, onu istemiştim. Adamın dediği daha komik: babanın emekli maaşını belirten belgeye ihtiyacım var.
Devletin SSK isimli bürokrasi kurumunun babama verdiği maaşı devlete bildirmemi istediler. Bu gerçekten günün en komik bölümüydü. Çünkü devletin kendi verdiği belgeyi devlete geri vermemi istiyorlar, zaten devlette olan belgeyi. Ama bürokrasi. Tartışmıyorum.
Bir günümü sadece boktan belgeler ayırmak güzel geldi. Gerçekten çok rahatlatıcı oluyor.
Görüşürüz.
Efkarlıyken gelen edit:
İndigo - Sevmez Ki
İndigo - Zeki Misin Sanıyorsun
"Üstelik vergi veriyorken hayat boyu
Kendi diktiğim köprüden geçtim üste para verip."
Bürokrasiyle kalın.
8 Ağustos 2015 Cumartesi
Bir fantezi olarak Alman Yahudileri 'ne "Survivor" izletmek -2
Demin birkaç paragraf bir şey attırmıştım buraya ama sildim. Sorun değil. Saat daha erken.
Geçen gün malum bir konudan doktora gittiğimde "Bana bu sene içinde izlediğin tüm dizileri say." dedi. Sayamadım çünkü malum konu. Ben de buraya sayayım dedim.
Şimdi Seinfeld ve Curb Your Ent. (Hala doğrusunu bilmiyorum.) var. Ardından 30 Rock izledim, The Good Wife izledim, Always Sunny in Philadelphia var. 3 sezon That 70's Show izledim. Şimdi True Detective izliyorum arada eski dizilere de devam ediyorum. Bir yerlerde eksik parça var. Beni tanıyan biri varsa doldursun lütfen. Neyi unuttuğumu çözemedim.
Bu arada geçen sene bir hastalığım vardı o da geçti, anti-medikal yaşama devam ediyorum ama bu da benim sorunum.
Şu şarkıyı dinliyordum geçen gün. Geçen gün dediğim ardımızda bıraktığımız dünden bahsediyorum, 31 dakika öncesi şuanda. Ben her zaman hissettiğim için zamanın önemi yok. Arkadaşıma attım, "çok eski kulak tırmalıyor." dedi. Bence öyle değil dedim. O kadar. Soğuk bir kış akşamında dinlesem titreyerek ağlardım. Şimdi de yaparım aslında da, uzun iş buzlukta yer edinmek.
Aslında hayatım komedi çevresinde şekilleniyor ancak ben nedense şu depresiflikten kurtulamadım. Bulayım da bir sevgili kurtulayım!
Olay böyle değil aslında ama toplum yargıları. Ya napacaydın?
Geçen gün malum bir konudan doktora gittiğimde "Bana bu sene içinde izlediğin tüm dizileri say." dedi. Sayamadım çünkü malum konu. Ben de buraya sayayım dedim.
Şimdi Seinfeld ve Curb Your Ent. (Hala doğrusunu bilmiyorum.) var. Ardından 30 Rock izledim, The Good Wife izledim, Always Sunny in Philadelphia var. 3 sezon That 70's Show izledim. Şimdi True Detective izliyorum arada eski dizilere de devam ediyorum. Bir yerlerde eksik parça var. Beni tanıyan biri varsa doldursun lütfen. Neyi unuttuğumu çözemedim.
Bu arada geçen sene bir hastalığım vardı o da geçti, anti-medikal yaşama devam ediyorum ama bu da benim sorunum.
Şu şarkıyı dinliyordum geçen gün. Geçen gün dediğim ardımızda bıraktığımız dünden bahsediyorum, 31 dakika öncesi şuanda. Ben her zaman hissettiğim için zamanın önemi yok. Arkadaşıma attım, "çok eski kulak tırmalıyor." dedi. Bence öyle değil dedim. O kadar. Soğuk bir kış akşamında dinlesem titreyerek ağlardım. Şimdi de yaparım aslında da, uzun iş buzlukta yer edinmek.
Aslında hayatım komedi çevresinde şekilleniyor ancak ben nedense şu depresiflikten kurtulamadım. Bulayım da bir sevgili kurtulayım!
Olay böyle değil aslında ama toplum yargıları. Ya napacaydın?
25 Mayıs 2015 Pazartesi
Sana yuh bile denmez.
Ne Denir?
| ||
23 Mayıs 2015 Cumartesi
Ne yazdığımı da unutmaya başladım.
Hayatımda ilk defa hislerimi yazma gereği duyuyorum. Okuduğum her cümle beni bunu yazmaya itiyor sanırsam. Okuduğum iki yüzlülük, kendini bilememe, gerçekleri her zaman saklama. Bin bir türlü iğrençliği görmekten gına gelmedi aslında. Olsaydı, eşi tarafından aldatıldığını öğrenmenin muallakta kalmaktan daha az acı vereceğini düşünen bir koca moduna bürünmezdim. Çok ilginçtir. Hayatımda hiç günlük tutmadım, kimse sınırlarımı aşmak istemediği için gerçek hislerimi kimseyle paylaşmadım. Kimseyle hisleri için alay etmedim, kimseye yalan söylemedim. Hep dürüsttüm çünkü insanların beni tanıyınca şaşırmalarını istedim.
Gerçek aşkın hep beni bulmasını istedim çünkü yıllardır bana verilen en büyük öğüt buydu, bunun dışında da gerçek bir öğüt almamıştım çünkü insanların diğer insanlara aşık olabilmesi, en azından bu kadar fazla olarak. Hala komik geliyor. Hayranlık belki, hoşlanmak evet? Gerisi hiç gelmedi. En iyisinde bile.
Aşkı en iyi şu iki örnekle açıklayabilirim sanırsam:
Bana çok da yakın olmayan bir filozof dostum insanın aşkı önce kendinde bulabilmesi olduğunu söyledi. Hala da kavrayamadığım zamanlar oluyor ama anlam olarak bugün şunu çıkardım. Karşıdakinin size verebildiği sizin ona aşkınızın ölçüsü oluyor. Benliğini bulmak denebilir buna tam olarak çünkü size bir şeyler verebiliyorsa benliğinize ulaşmış demektir.
Bir de favori filmlerimden olan "A few good man" var. Jack Nicholsun çok doğru söylemiş o sözü. Kimse istemiyor gerçekten de. Bunun komik, güçlü bir söz olduğunu düşünürdüm, herkese anlatmaya çalışırdım, taklit ederken gülerdim her seferinde (artık içimden gülmek gelmese bile) ama artık ne kadar aciz olduğumu görmemi sağlıyor. Kimse kaldıramaz. İstenmeyen şeylerin bize önceden açıklanması gerekir Kendimi "eğer benden hoşlanmıyorsan söyle" diyen, ilişkinin son evresinde olan aptal bir aşık olarak hissetim. Hala önceden öğrenmek daha iyidir diyebiliyorum.
Bizden istene sanırsam ilişkinin kurallarına bağlı kalarak yalanların arkasına sığınmamız. Orada bir yuva kurduğunuz anda her şey güzelleşiyor cennetinizde. Bunu da çok güzel ve tam şimdi aklıma gelen bir benzetmeyle açıklayabilirim sanırsam. Gerçekte olması gereken kış gününde ısınan bilgisayara sarılıp uyumak iken, yaz sıcağında altında soğutucu koyup doğru düzgün çalışmasını beklemek gibi. Vallahi cuk diye oturdu yerine. Efsaneyim gene.
Dediğim gibi hep aldatılan koca olmaktan gına geliyor. Ama aşk, her gece sizi aldatan kadının eve dönmesini aynı heyecan, aynı burukluk ve aynı hüzünle beklemek. Ne kadar yorucu olduğununsa herkes farkında ama vazgeçmek için size
Çok bölük pörçük yazdım çünkü aklımı toparlamam için yıllara ihtiyacım var ama elimden gelenin en iyisini yapmak günü kurtarmak için yeterli gelmiştir her zaman. Hiç eşimde olmadı ama koca ve baba metaforunu hep sevmişimdir. Çocuklarıma da sonuna dek sahip çıkarım.
Gerçek aşkın hep beni bulmasını istedim çünkü yıllardır bana verilen en büyük öğüt buydu, bunun dışında da gerçek bir öğüt almamıştım çünkü insanların diğer insanlara aşık olabilmesi, en azından bu kadar fazla olarak. Hala komik geliyor. Hayranlık belki, hoşlanmak evet? Gerisi hiç gelmedi. En iyisinde bile.
Aşkı en iyi şu iki örnekle açıklayabilirim sanırsam:
Bana çok da yakın olmayan bir filozof dostum insanın aşkı önce kendinde bulabilmesi olduğunu söyledi. Hala da kavrayamadığım zamanlar oluyor ama anlam olarak bugün şunu çıkardım. Karşıdakinin size verebildiği sizin ona aşkınızın ölçüsü oluyor. Benliğini bulmak denebilir buna tam olarak çünkü size bir şeyler verebiliyorsa benliğinize ulaşmış demektir.
Bir de favori filmlerimden olan "A few good man" var. Jack Nicholsun çok doğru söylemiş o sözü. Kimse istemiyor gerçekten de. Bunun komik, güçlü bir söz olduğunu düşünürdüm, herkese anlatmaya çalışırdım, taklit ederken gülerdim her seferinde (artık içimden gülmek gelmese bile) ama artık ne kadar aciz olduğumu görmemi sağlıyor. Kimse kaldıramaz. İstenmeyen şeylerin bize önceden açıklanması gerekir Kendimi "eğer benden hoşlanmıyorsan söyle" diyen, ilişkinin son evresinde olan aptal bir aşık olarak hissetim. Hala önceden öğrenmek daha iyidir diyebiliyorum.
Bizden istene sanırsam ilişkinin kurallarına bağlı kalarak yalanların arkasına sığınmamız. Orada bir yuva kurduğunuz anda her şey güzelleşiyor cennetinizde. Bunu da çok güzel ve tam şimdi aklıma gelen bir benzetmeyle açıklayabilirim sanırsam. Gerçekte olması gereken kış gününde ısınan bilgisayara sarılıp uyumak iken, yaz sıcağında altında soğutucu koyup doğru düzgün çalışmasını beklemek gibi. Vallahi cuk diye oturdu yerine. Efsaneyim gene.
Dediğim gibi hep aldatılan koca olmaktan gına geliyor. Ama aşk, her gece sizi aldatan kadının eve dönmesini aynı heyecan, aynı burukluk ve aynı hüzünle beklemek. Ne kadar yorucu olduğununsa herkes farkında ama vazgeçmek için size
Çok bölük pörçük yazdım çünkü aklımı toparlamam için yıllara ihtiyacım var ama elimden gelenin en iyisini yapmak günü kurtarmak için yeterli gelmiştir her zaman. Hiç eşimde olmadı ama koca ve baba metaforunu hep sevmişimdir. Çocuklarıma da sonuna dek sahip çıkarım.
22 Nisan 2015 Çarşamba
Devgenç yumruğuyla beyinlerimiz patlayor
ben bir devgenç yumruğuyum
gülhane parkında
ben bir devgenç yumruğuyum
gülhane parkında
ne sen bunun farkındasın
ne doğu perinçek farkında
gülhane parkında
ben bir devgenç yumruğuyum
gülhane parkında
ne sen bunun farkındasın
ne doğu perinçek farkında
17 Nisan 2015 Cuma
Biz yurdun öz sahibi, efendisi, cahil bırakılan köylüyüz.
Bir gün bir hocayla eğitimle ilgili konuşuyorduk. Hoca "40 yıllık sosyal demokratım ama bugüne kadar yaptığım en büyük hata oğullarımı cemaat dersanesine göndermemekti." dedi. Bu yazıyı cemaat dersanesinden geldikten sonra yazıyorum.
Dün bir belgesel izledim. Bir saatimi alsa da hakkını veren bir belgeseldi. Köy Enstitüleri 'nin tarihini anlatıyordu. En dikkatimi çeken şey ise bir milli şef anısıydı.
Savaş döneminde milli şef enstitüyü ziyaret ederken ona özel yemek çıkarmışlar. Bunu duyan öğrenciler de coşmuş tabii. Cumartesi günkü açık tartışma da (evet, yiyecek ekmekleri yok ama neden olmadıklarını tartışabilcekleri, şikayetlerini dile getirebilcekleri bir ortamları var) bu durumu şikayet etmişler. Müdür açıklama yapmış, "O adam şeker hastası, sizin de hasta olan, revirde yatan arkadaşlarınıza her gün pirzola, özel yemek çıkarmıyor muyum?" diye. Dikkat çekmek istediğim nokta bu pis CHP zihniyetidir işte. Bir çocuk geliyor, cumhurbaşkanına neden özel yemek çıktı diyerek şikayet ediyor. Olacak şey mi yahu? Pis komüzüzüm yuvaları işte.
Her ne kadar hayatımı şehir caddelerinde geçiren biri olsam da 17 Nisan hakkında bir şeyler söylemek istedim işte. Söylemek istediklerim bir siteme kaçacak hatta. Belki hiçbir zaman 1950 köylüsünün mantalitesini anlayamam ama her zaman Köy Enstitüleri 'ni açan beyinlerin destekçisiyimdir. Kafa yapım sosyal demokrat.
37 'den 54 'e gelen süreçte neler yaşadığımızı belirtmek isterim önce.
1- Kuruluş
2- "Bunlar gomunist işi" tarzı uygulamaların hor görülmemesi
3- CHP 'nin sağ kanadının partinin içine etmesi
4- Amerika 'nın "bunlar gomunist işi" diyerek CHP 'ye baskı uygulaması ve CHP 'nin geri adımları
5- DP 'nin kazanması
6- Eğitim yuvalarının içine edilmesi
7- Kapanış
Burada sitemim kime derseniz, şefin korkularından ötürü attığı geri adımlar
Burada sitemem sağ kanattaki hainler ve muhafazakarlık diyerek ülkenin çağdaşlaşmasını önleyenlere
Burada sitemim bugünkü cahil köylü-şişman toprak ağası sisteminin devam etmesini sağlayan DP ve ardılı olarak AKP 'ye oy veren, cahil olmayan ama cahil bırakılan köylüye.
İnsan diyecek söz bulamıyor bazen. Bugün hala içimde bir burukluk. O dönemin şartlarında yapılmış en büyük adım, demokrasinin, kültürün, geleceğin taşlarla dizildiği bir şaheseri kapatanlar utanmalı. Bazen insan keşke ben de orada olsaydım da tepkimi gösterseydim diyor insan. Şimdi sokağa çıksan gazdan başka bir şey cevaplamıyor seni. Üzücü.
Belgeselden sonra youtube 'un yeni uygulamalarından olan otomatik geçişle zorla Yaşar Nuri videosu izlemiş bulundum. O da Ameriga yaptı, ajanlar vardı diyor.
Dün bir belgesel izledim. Bir saatimi alsa da hakkını veren bir belgeseldi. Köy Enstitüleri 'nin tarihini anlatıyordu. En dikkatimi çeken şey ise bir milli şef anısıydı.
Savaş döneminde milli şef enstitüyü ziyaret ederken ona özel yemek çıkarmışlar. Bunu duyan öğrenciler de coşmuş tabii. Cumartesi günkü açık tartışma da (evet, yiyecek ekmekleri yok ama neden olmadıklarını tartışabilcekleri, şikayetlerini dile getirebilcekleri bir ortamları var) bu durumu şikayet etmişler. Müdür açıklama yapmış, "O adam şeker hastası, sizin de hasta olan, revirde yatan arkadaşlarınıza her gün pirzola, özel yemek çıkarmıyor muyum?" diye. Dikkat çekmek istediğim nokta bu pis CHP zihniyetidir işte. Bir çocuk geliyor, cumhurbaşkanına neden özel yemek çıktı diyerek şikayet ediyor. Olacak şey mi yahu? Pis komüzüzüm yuvaları işte.
Her ne kadar hayatımı şehir caddelerinde geçiren biri olsam da 17 Nisan hakkında bir şeyler söylemek istedim işte. Söylemek istediklerim bir siteme kaçacak hatta. Belki hiçbir zaman 1950 köylüsünün mantalitesini anlayamam ama her zaman Köy Enstitüleri 'ni açan beyinlerin destekçisiyimdir. Kafa yapım sosyal demokrat.
37 'den 54 'e gelen süreçte neler yaşadığımızı belirtmek isterim önce.
1- Kuruluş
2- "Bunlar gomunist işi" tarzı uygulamaların hor görülmemesi
3- CHP 'nin sağ kanadının partinin içine etmesi
4- Amerika 'nın "bunlar gomunist işi" diyerek CHP 'ye baskı uygulaması ve CHP 'nin geri adımları
5- DP 'nin kazanması
6- Eğitim yuvalarının içine edilmesi
7- Kapanış
Burada sitemim kime derseniz, şefin korkularından ötürü attığı geri adımlar
Burada sitemem sağ kanattaki hainler ve muhafazakarlık diyerek ülkenin çağdaşlaşmasını önleyenlere
Burada sitemim bugünkü cahil köylü-şişman toprak ağası sisteminin devam etmesini sağlayan DP ve ardılı olarak AKP 'ye oy veren, cahil olmayan ama cahil bırakılan köylüye.
İnsan diyecek söz bulamıyor bazen. Bugün hala içimde bir burukluk. O dönemin şartlarında yapılmış en büyük adım, demokrasinin, kültürün, geleceğin taşlarla dizildiği bir şaheseri kapatanlar utanmalı. Bazen insan keşke ben de orada olsaydım da tepkimi gösterseydim diyor insan. Şimdi sokağa çıksan gazdan başka bir şey cevaplamıyor seni. Üzücü.
Belgeselden sonra youtube 'un yeni uygulamalarından olan otomatik geçişle zorla Yaşar Nuri videosu izlemiş bulundum. O da Ameriga yaptı, ajanlar vardı diyor.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)